Yurtdışından getirilen araçlara 31.12.2021’e kadar yeniden giriş yapma hakkı tanındı.

TÜRKİYE’DE BULUNAN YABANCI PLAKALI ARAÇ SAHİPLERİNE MÜJDE !
Yurtdışından getirilen araçlara ve sahiplerine 31.12.2021’e kadar 185 günden fazla yurtdışında bulunmuş olma koşulu aranmaksızın araçlarıyla yeniden giriş yapma hakkı tanındı.

13 Ekim 2020 tarihli ve 3081 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararı ile “4458 sayılı Gümrük Kanunun Bazı Maddelerinin Uygulanması Hakkında Kararda Değişiklik Yapılmasına Dair Karar” yürürlüğe konulmuştur. Karara buradan ulaşabilirsiniz.

Bu kararın 6 ıncı maddesi ile, 4458 sayılı Gümrük Kanunun Bazı Maddelerinin Uygulanması Hakkında Karar’a “Geçici Madde 3” eklenmiştir.

MADDE 6– Aynı Karara aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

Koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle yurt dışında yerleşik olma şartının sağlanamaması

GEÇİCİ MADDE 3- (1) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Türkiye Gümrük Bölgesine giriş yapan yurt dışında ikamet eden kişilerden Koronavirüs (Covid-19) salgını nedeniyle yurt dışına çıkamayanların, 31/12/2021 tarihine kadar taşıtlarıyla Türkiye Gümrük Bölgesine tekrar girişlerinde, giriş tarihinden geriye doğru bir yılda en az yüz seksen beş gün Türkiye Gümrük Bölgesi dışında bulunma koşulu aranmaz.

Dolayısıyla, yurt dışından yabancı plakalı kişisel kullanıma mahsus araçlarıyla giriş yapan, pasaportuna 24 ay Türkiye’de aracı kullanma süresi işlettiren, giriş yaptığı tarihte yurt dışında yerleşik olma (giriş yapılan tarihten geriye dönük olarak 185 günden fazla Türkiye Cumhuriyeti dışında kalmış olma) şartını sağlayan kişilerin, Covid-19 salgını nedeniyle yurtdışına çıkamamaları durumunda, 31.12.2021 tarihine kadar taşıtlarıyla Türkiye Cumhuriyetine yeniden girişlerinde, yeniden giriş tarihinden geriye doğru bir yılda 185 günden fazla yurt dışında bulunmuş olma koşulu aranmaz.

Dolayısıyla bu kişiler araçlarıyla Türkiye’den çıktıktan sonra, yurt dışında en az 185 günden fazla bulunmuş olma koşulları aranmaksızın, Türkiye’ye araçlarıyla birlikte yeniden giriş yapabilirler.

Kaynak: www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2020/10/20201014-10.pdf

Av. C. Erdi SARI

6698 sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanununun getirdiği yükümlülükler nelerdir ?

6698 SAYILI KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KANUNU HANGİ YENİLİKLERİ GETİRMEKTEDİR ?

07 Nisan 2016 tarihinde yürürlüğe giren 6698 sayılı Kişisel Verileri Koruma Kanunu, uluslararası ve ulusal düzenlemeler dikkate alınarak hazırlanmıştır.

Bu kanunun amacı kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemektir.

6698 sayılı KVKK, kişisel verileri işlenen gerçek kişiler ile bu verileri tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işleyen gerçek ve tüzel kişiler hakkında uygulanır.

Dolayısıyla 6698 sayılı Kanun, kişisel verileri tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla işleyen gerçek ve tüzel kişilere belli bir takım yükümlülükler getirmektedir.

Mamafih kişisel veri işleyen gerçek kişilerin yanı sıra, bu verileri elinde bulunduran, işleyen ve imha etmeyen şirketler de iş ve hizmet süreçlerini bu kanuna uygun şekilde yerine getirmekle mükelleftirler. Aksi taktirde veri sorumlusu olarak tanımlanacak olan gerçek veya tüzel kişilerin büyük cezai ve idari yaptırımlarla karşı karşıya kalmaları söz konusu olacaktır.

1. KİŞİSEL VERİ NEDİR ?
6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanununda (“Kanun”) kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgi olarak tanımlanmaktadır. Her türlü bilgi deyimi ile aslında sadece bireyin kesin teşhisini sağlayan ad, soyad, doğum tarihi, doğum yeri gibi bilgiler değil; aynı zamanda bireyin belirlenebilir kılınmasını sağlayan fiziki, ailevi, ekonomik, sosyal ve buna benzer özelliklere ilişkin bilgiler de kastedilmektedir. Kanunda, kişisel veriler sınırlı sayma yoluyla belirlenmediğinden, her somut olayın özelliğine göre kişisel verinin kapsamının genişletilmesi de mümkündür.

2. KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENMESİNDE UYULMASI GEREKEN TEMEL İLKELER NELERDİR ?
• Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma
• Doğru ve gerektiğinde güncel olma
• Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme
• İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma
• İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme şeklinde sıralanmıştır.

Veri işleme faaliyeti hangi hukuki sebebe/işleme şartına dayanırsa dayansın tüm veri işleme faaliyetleri bu ilkelere uygun olarak gerçekleştirilmelidir.

3. KİŞİSEL VERİLERİN İŞLENME ŞARTLARI NELERDİR ?
Kişisel verisi işlenen ilgili kişinin AÇIK RIZASI bulunmak zorundadır.
Ancak verinin işlenmesi, 6698 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde tahdidi olarak belirlenmiş hukuki bir sebebe dayanıyorsa, Kanunun 6 ıncı maddesindeki özel nitelikli kişisel verilere aykırılık teşkil etmemek kaydıyla, ilgili kişinin açık rızası gerekmemektedir.

4. VERİSİ İŞLENEN İLGİLİ KİŞİNİN AÇIK RIZASI DEYİMİNDEN NE ANLAŞILMAKTADIR ?
Kanunun 3. maddesinde yer verilen açık rıza tanımı kapsamında, açık rızanın 3 unsuru bulunmaktadır;

a. Rıza belirli bir konuya ilişkin verilmiş olmalıdır
b. Verilen rıza bir bilgilendirmeye dayanmalıdır
c. Rıza ilgili kişinin özgür iradesiyle açıklanmış olmalıdır

5. ÖZEL NİTELİKLİ KİŞİSEL VERİ (HASSAS VERİ) NEDİR ?
Kişisel verilerin daha sıkı tedbirlerle korunmasını gerektiren bir kategori olan özel nitelikli (hassas) kişisel veriler, başkaları tarafından öğrenildiği takdirde ilgili kişinin mağdur olmasına, ayrımcılığa maruz kalmasına ya da şeref ve onurunun zedelenmesine neden olabilecek nitelikteki verilerdir. Bu nedenle, hangi kişisel verilerin özel nitelikli veriler olduğu ve özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları Kanunda ayrıca düzenlemiştir. Kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileri özel nitelikli kişisel veriler olarak sayılmıştır.

6. ÖZEL NİTELİKLİ KİŞİSEL VERİLER İŞLENİRKEN NEYE DİKKAT EDİLMESİ GEREKİR ?
Bu verilerin işlenme şartları, Kanunun 6. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir.
Özel nitelikli kişisel verilerin işlenebilmesi için kural olarak ilgili kişinin AÇIK RIZASI gerekir.

İlgili kişinin açık rızasının bulunmadığı bazı durumlarda da özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi mümkündür. Ancak, ilgili kişinin açık rızası olmadan bu verilerin işlenebileceği durumlar sağlık ve cinsel hayata ilişkin veriler ile diğer özel nitelikli kişisel veriler bakımından bir ayrıma tabi tutulmuştur.

a. *Sağlık ve cinsel hayat dışındaki özel nitelikli veriler; ancak kanunlarda öngörülen hallerde kişinin açık rızası olmaksızın işlenebilecektir.

b. Sağlık ve cinsel hayata ilişkin veriler ise; ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilecektir.

Kanunun 6. maddesinin 4. fıkrası gereği özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde, ayrıca Kurul tarafından belirlenen yeterli önlemlerin alınması şarttır. Kişisel Verileri Koruma Kurulunca “Özel Nitelikli Kişisel Verilerin İşlenmesinde Veri Sorumlularınca Alınması Gereken Yeterli Önlemler” başlıklı, 31/01/2018 tarihli ve 2018/10 sayılı kararı 07/03/2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

7. KİŞİSEL VERİLER NE ZAMAN SİLİNMELİ, YOK EDİLMELİ YA DA ANONİM HALE GETİRİLMELİDİR ?

Kanunun 7. maddesine göre kişisel veriler hukuka uygun şekilde işlenmiş olsalar dahi, işlenmeyi gerektiren sebepler ortadan kalktığında veri sorumlusu tarafından resen veya ilgili kişinin talebi üzerine silinmeli, yok edilmeli veya anonim hale getirilmelidir. Herkes veri sorumlusuna başvurarak kendisiyle ilgili kişisel verilerin Kanunun 7. maddesinde öngörülen şartlar çerçevesinde silinmesini veya yok edilmesini isteme hakkına da sahiptir.

Kanunun 7. maddesinin 3. fıkrasının verdiği yetkiye dayanarak Kişisel Verileri Koruma Kurulunca hazırlanan “Kişisel Verilerin Silinmesi, Yok Edilmesi veya Anonim Hale Getirilmesi Yönetmeliği” 28.10.2017 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak 01.01.2018 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

a. KİŞİSEL VERİLERİN SİLİNMESİ
Kişisel verilerin silinmesi, kişisel verilerin ilgili kullanıcılar (veri sorumlusu veya veri işleyen nezdinde verileri teknik olarak depolama, koruma ve yedeklemeden sorumlu olanlar hariç herkes) için hiçbir şekilde erişilemez ve tekrar kullanılamaz hale getirilmesi işlemidir.

b. KİŞİSEL VERİLERİN YOK EDİLMESİ
Kişisel verilerin yok edilmesi, kişisel verilerin hiç kimse tarafından hiçbir şekilde erişilemez, geri getirilemez ve tekrar kullanılamaz hale getirilmesi işlemidir.

c. KİŞİSEL VERİLERİN ANONİM HALE GETİRİLMESİ
Kişisel verilerin anonim hale getirilmesi, bu verilerin başka verilerle eşleştirilse dahi hiçbir surette kimliği belirlenebilir bir gerçek kişiyle ilişkilendirilememesini ifade etmektedir.

8. AYDINLATMA YÜKÜMLÜLÜĞÜNÜN YERİNE GETİRİLMESİ NEDİR ?
Veri sorumlusu veya yetkilendirdiği kişi, kişisel verilerin elde edilmesi sırasında ilgili kişileri Kanunun 10. maddesine göre aşağıdaki konularda bilgilendirmekle yükümlüdür:

• Veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği,
• Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği,
• İşlenen kişisel verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceği,
• Kişisel veri toplamanın yöntemi ve hukuki sebebi,
• İlgili kişinin Kanunun 11. maddesinde sayılan diğer hakları.

10.03.2018 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan “Aydınlatma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ” ile veri sorumlularınca bu yükümlülük yerine getirilirken dikkat edilmesi gereken hususlar düzenlenmiştir.

Aydınlatma yapılırken;
• Kişisel veri işleme amacı belirli, açık ve meşru olmalı,
• İlgili kişiye yapılacak bildirim anlaşılır ve sade olmalı,
• Kullanılan dil, bilginin hitap ettiği ilgili kişi kategorisi göz önüne alınarak belirlenmeli,
• Metinlerde muğlak ifadelerden ve teknik terimlerden kaçınılmalı,
• Metinlerde eksik, yanıltıcı veya yanlış bilgilere yer verilmemelidir.

Aydınlatma yükümlüğü kapsamında ilgili kişilerin yazılı veya sözlü şekilde bilgilendirilmeleri mümkün olabileceği gibi elektronik ortamda gönderilecek bir e-posta, ses kaydı veya çağrı merkezi aracılığıyla da bilgilendirilmeleri mümkündür.

Kişisel verilerin, ilgili kişinin açık rızası ile ya da Kanundaki diğer veri işleme şartlarına dayalı olarak işlenmesi hallerinde aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi zorunludur. Veri sorumlusu, ilgili kişinin talebini beklemeksizin aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmelidir. Veri sorumlusu, aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirdiğini ispat etmekle yükümlüdür.

9. VERİ İŞLEYEN KİMDİR ?

Veri işleyen; veri sorumlusunun verdiği yetkiye dayanarak onun adına kişisel verileri işleyen, veri sorumlusunun organizasyonu dışındaki gerçek veya tüzel kişiler olarak tanımlanmaktadır. Bu kişiler, kişisel verileri, kendisine verilen talimatlar çerçevesinde işleyen, veri sorumlusunun kişisel veri işleme sözleşmesi yapmak suretiyle yetkilendirdiği ayrı bir gerçek veya tüzel kişidir. Veri işleyenin faaliyetleri, veri işlemenin daha çok teknik kısımları ile sınırlıdır.

Ancak bazı konularda karar verme yetkisi veri sorumlusu ile veri işleyen arasında yapılacak sözleşme ile veri işleyene bırakılabilir.

10. VERİ SORUMLUSU KİMDİR ?

Veri sorumlusu; kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişidir. Tüzel kişiler, kişisel verileri işleme konusunda gerçekleştirdiği faaliyetler kapsamında bizzat kendileri veri sorumlusu olup ilgili düzenlemelerde belirtilen hukuki sorumluluk tüzel kişinin şahsında doğacaktır. Bu konuda kamu hukuku tüzel kişileri ve özel hukuk tüzel kişileri bakımından bir farklılık gözetilmemiştir. Bu çerçevede gerek cezai gerek hukuki sorumluluk bakımından, tüzel kişilerin sorumluluğuna ilişkin özel hukuk ve kamu hukukundaki genel hükümler uygulanır.

Kişisel verilerin işlenmesine ilişkin kararların alınması yetkisi ise veri sorumlusuna aittir. Veri sorumlusu kişisel verilerin işlenme amacını ve yöntemini belirleyen kişidir. Yani kendi adına karar alma yetkisi olan, kişisel veri işleme faaliyetinin “neden” ve “nasıl” yapılacağı sorularının cevabını verecek kişidir.

Veri sorumlusunun tespiti için;
• Kişisel verilerin toplanması ve toplama yöntemi,
• Toplanacak kişisel veri türleri,
• Toplanan verilerin hangi amaçlarla kullanılacağı,
• Hangi bireylerin kişisel verilerinin toplanacağı,
• Toplanan verilerin paylaşılıp paylaşılmayacağı, paylaşılacaksa kiminle paylaşılacağı,
• Verilerin ne kadar süreyle saklanacağı,
• İlgili kişilerin haklarının nasıl sağlanacağı hususlarında kimin karar verdiği dikkate alınır.

Bununla birlikte veri sorumlusu, yapacağı kişisel veri işleme sözleşmesi ile;
• Kişisel verilerin toplanması için hangi bilgi teknolojileri sistemlerinin veya diğer metotların kullanılacağı,
• Kişisel verilerin hangi yöntemle saklanacağı,
• Kişisel verilerin korunması için alınacak güvenlik önlemlerinin detayları,
• Kişisel verilerin aktarımının hangi yöntemle yapılacağı,
• Kişisel verilerin saklanmasına ilişkin sürelerin doğru uygulanabilmesi için kullanılacak metot,
• Kişisel verilerin silinmesi, yok edilmesi ve anonim hale getirilmesi yöntemleri hususlarında karar verme yetkisini veri işleyene bırakabilir.

11. VERİ SORUMLULARI SİCİLİNE KAYIT
Kanunun 16. maddesi, veri sorumlularının kayıt olması gereken Veri Sorumluları Sicilini düzenlemektedir. Veri Sorumluları Sicili, Kişisel Verileri Koruma Kurulunun gözetiminde Başkanlık tarafından kamuya açık olarak tutulur. Kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişiler, veri işlemeye başlamadan önce Veri Sorumluları Siciline kaydolmak zorundadır. Ancak işlenen verinin niteliği, sayısı, veri işlemenin kanundan kaynaklanması veya üçüncü kişilere aktarılma durumu gibi Kurulca belirlenecek objektif kriterler göz önüne alınmak suretiyle, Sicile kayıt zorunluluğuna Kurul tarafından istisna getirilebilecektir.

Kanunun 16. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve Veri Sorumluları Sicili Hakkında Yönetmeliğin ilgili maddeleri gereği Veri Sorumluları Sicil Bilgi Sistemi (VERBİS) hazırlanarak kullanıma açılmıştır. İstisnalar hariç olmak üzere, kişisel verileri işlemekte olan gerçek ve tüzel kişiler VERBİS’e kaydolmakla yükümlüdür.

12. VERİ SORUMLULARI SİCİLİNE KAYIT İÇİN NELERE DİKKAT EDİLMESİ GEREKİR ?
Veri Sorumluları Siciline kayıt başvurusu aşağıdaki hususları içeren bir bildirimle yapılır;
• Veri sorumlusu ve varsa temsilcisinin kimlik ve adres bilgileri,
• Kişisel verilerin hangi amaçla işleneceği,
• Veri konusu kişi grubu ve grupları ile bu kişilere ait veri kategorileri hakkındaki açıklamalar,
• Kişisel verilerin aktarılabileceği alıcı veya alıcı grupları,
• Yabancı ülkelere aktarımı öngörülen kişisel veriler,
• Kişisel veri güvenliğine ilişkin alınan tedbirler,
• Kişisel verilerin işlendikleri amaç için gerekli olan azami süre. Veri sorumluları tarafından, bu bilgileri içeren bir bildirimle VERBİS’e kayıt yapılır. Söz konusu bilgilerde meydana gelen değişiklikler derhal Kurum Başkanlığına bildirilir.

13. VERİ SORUMLULARI SİCİLE NE ZAMANA KADAR KAYIT YAPTIRMAK ZORUNDADIR ?
2019/387 Sayılı Kurul Kararında Sicile kayıt yükümlülüğü başlama tarihleri aşağıdaki gibi belirlenerek ilan edilmiştir:

14. VERİ SORUMLULARI SİCİLİNE (VERBİS) KAYIT YAPTIRMAKTAN KİMLER MUAFTIR ?

Resmi Gazete’de yayımlanan karar eki listede VERBİS’e kayıttan istisna tutulan kişi/kurumlar şu şekilde ifade ediliyor;

a. Herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla yalnızca otomatik olmayan yollarla kişisel veri işleyenler,
b. 1512 sayılı Noterlik Kanunu uyarınca faaliyet gösteren noterler,
c. 5253 sayılı Dernekler Kanunu’na göre kurulmuş derneklerden, 5737 sayılı Vakıflar Kanunu’na göre kurulmuş vakıflardan ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanununa göre kurulmuş sendikalardan yalnızca ilgili mevzuat ve amaçlarına uygun, faaliyet alanlarıyla sınırlı ve sadece kendi çalışanlarına, üyelerine, mensuplarına ve bağışçılarına yönelik kişisel veri işleyenler,
d. 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’na göre kurulmuş siyasi partiler,
e. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu uyarınca faaliyet gösteren avukatlar,
f. 3568 sayılı Kanun uyarınca faaliyet gösteren serbest muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler.

Ancak, kurul kararı ile VERBİS’e kayıt yükümlülüğünden muaf tutulan kişi/kurumların, Kanun kapsamında “veri sorumlusu” olarak diğer yükümlülükleri devam etmektedir. Nitekim Veri Sorumluları Sicili Yönetmeliği’nin 5/f fıkrasında “f) Kanunun 28 inci maddesinde belirtilen durumlar saklı kalmak kaydıyla Yönetmeliğin 16 ncı maddesinde belirtilen objektif kriterlere dayalı olarak belirli şartları taşıyan veri sorumlularının Kurul tarafından Sicile kayıtla yükümlü tutulmaması; bu veri sorumlularının Kanun kapsamındaki yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz” denilerek, bu yükümlülük özellikle hüküm altına alınmıştır.

Özetle, istisna/muaf tutulan kişi/kurumlar da veri sorumlusudur ve 6698 sayılı Kanun ile veri sorumlularına getirilen yükümlülüklere, VERBİS’e kayıt yaptırma zorunluluğu dışında, uymakla yükümlüdürler.

 

15. KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KANUNUNA UYMAYAN VERİ SORUMLULARININ KARŞILACAĞI YAPTIRIMLAR NELERDİR ?

Kanun’da öngörülen yaptırımlar Suçlar ve Kabahatler olmak üzere iki ayrı başlık altında düzenlenmiştir.

a) Türk Ceza Kanunu Kapsamında Düzenlenmiş Suçlar:

Kanun’un Suçlar başlığı altında 17. maddesinde doğrudan Türk Ceza Kanuna (“TCK”) 135 ila 140. maddelerine atıf yapılmış olup aşağıda yer alan suçları işledikleri sabit olanların, hapis cezasına çarptırılma riskleri vardır:

  • Kişisel Verilerin Hukuka Aykırı Olarak Kaydedilmesi: TCK 135. madde kapsamında, hukuka aykırı olarak kişisel verileri kaydeden kimseye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verileceği düzenlenmiştir. Bu kişisel verilerin kişilerin siyasi, felsefi veya dini görüşlerine, ırki kökenlerine; hukuka aykırı olarak ahlaki eğilimlerine, cinsel yaşamlarına, sağlık durumlarına veya sendikal bağlantılarına ilişkin olması durumunda verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı ayrıca düzenlenmiştir.
  • Kişisel Verilen Hukuka Aykırı Olarak Başkasına Verilmesi, Yayılması Ele Geçirilmesi: TCK 136. madde kapsamında, kişisel verileri, hukuka aykırı olarak bir başkasına veren, yayan veya ele geçiren kişinin, 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı düzenlenmiştir.

Yukarıda yer verilen fiillerin kamu görevlileri tarafından görevin verdiği yetki kötüye kullanılmak suretiyle veya belli bir meslek ve sanatın sağladığı kolaylıktan yararlanılmak suretiyle işlenmesi halinde cezanın yarı oranında artırılacağı düzenlenmiştir.

  • Kanuni Sürelerin Geçmiş Olmasına Rağmen Verilerin Yok Edilmemesi: TCK 138. madde kapsamında, kanunların belirlediği sürelerin geçmiş olmasına karşın verileri sistem içinde yok etmekle yükümlü olanlara görevlerini yerine getirmediklerinde 1 yıldan 2 yıla kadar hapis cezası verileceği düzenlenmiştir.

Yukarıda yer alan suçların soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı değildir. Bu nedenle savcılıklarca herhangi bir şikayete tabi olmaksızın resen soruşturma başlatılması her zaman ihtimal dahilindedir.

  • Güvenlik Tedbirleri: TCK 140. maddesinde yukarıdaki maddelerde tanımlanan suçların işlenmesi dolayısıyla tüzel kişiler hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacağı ayrıca düzenlenmiştir. Güvenlik tedbirleri TCK’nın 60. maddesinde açıklanmış olup; bir kamu kurumunun verdiği izne dayalı olarak faaliyette bulunan tüzel kişi yararına işlenen kasıtlı suçlarda, bu iznin iptaline karar verileceği, yine müsadere hükümlerinin (eşya ve kazanç müsaderesi), özel hukuk tüzel kişileri hakkında da uygulanacağı düzenlenmiştir.

Dolayısıyla bu suçlar bakımından yapılan yargılamalar ve kesinleşecek hükümler sonucunda veri sorumluları açısından hapis cezaları kaçınılmaz olabilecektir.

Kurul 2017/61 numaralı ilke kararında da kişisel verilerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş olabileceği de dikkate alınarak, TCK 136. madde uyarınca ilgili internet siteleri/uygulamalar hakkında gerekli hukuki işlemlerin tesisi için konunun Cumhuriyet Savcılığına bildirileceği belirtilmiştir.

b) Kabahatler:

Kanun’un 18. maddesi Kabahatler başlığı altında düzenlenmiş olup, aşağıda yer verilen yükümlülükleri yerine getirmeyen veri sorumlusu gerçek ve tüzel kişilere miktarı Kanun’un ilgili maddesinde düzenlenen aralıklarda olmak üzere Kurul tarafından idari para cezaları verilebilir.

  • Kanun’un 10. maddesinde düzenlenen aydınlatma yükümlülüğünü yerine getirmeyenler hakkında 5.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar,
  • maddede düzenlenen veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında 15.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,
  • madde kapsamında Kurul tarafından verilen kararları yerine getirmeyenler hakkında 25.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,
  • maddede düzenlenen Veri Sorumluları Siciline kayıt ve bildirim yükümlülüğüne aykırı hareket edenler hakkında 20.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar para cezası verilebilecektir.

Kanun’un 22. maddesinin 1. fıkrasının ğ bendinde idari yaptırımlara Kurul tarafından karar verileceği düzenlenmiştir.

16. VERBİSE KAYIT YAPTIRMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ BULUNANLARIN NE YAPMASI GEREKİYOR ?

Bununla ilgili VERBİS’e kayıt işlemleri, alınacak tedbirler, yapılması gereken sözleşmeler, oluşturulması gereken Kişisel Veri Envanteri ve dikkat edilmesi gereken hususlara yönelik görüşlerimizi ayrı bir makalemizde ele alacağız. Fakat VERBİS’e kayıt yaptırma yükümlülüğü çalışan sayısı 50 den fazla olan işletmeler ile yıllık mali bilançoları 25.000.000 Türk Lirasından fazla olan işletmeler için 30.06.2020 tarihine kadar uzatıldığı, konu spesifik ve yaptırımlar çok ağır (1.000.000 Türk Lirasına kadar idari para cezası, nitelikli hallerde 6 yıla kadar hapis cezası) olduğu için, en kısa sürede bir hukuki destek almanızı ve avukata danışarak 6698 sayılı Kanun kapsamında yükümlülüklerinizi yerine getirmek maksadıyla uyum süreçlerinizi başlatmanızı öneriyoruz.

Av. C. Erdi SARI


VERGİ HUKUKU VE CEZALAR

VERGİ HUKUKU VE CEZALARI

Anayasanın 73. Maddesi ile herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlü tutulmuştur. Uygulama alanının genişliği ve sık değişen Vergi mevzuatı nedeni ile özel uzmanlık gerektiren bu alan, ayrıca kamu maliyesi alanında da teknik bilgiye sahip olunmasını zorunlu kılmaktadır. Vergi Usul Kanunu, Gelir Vergisi Kanunu, Katma Değer Vergisi Kanunu ve Amme Alacaklarının Tahsili Hakkında ki Kanun, vergi hukukunun temel kanunları olup bunlar dışında da birçok özel kanuni düzenlemeler mevcuttur.

Büromuz, Vergi Hukuku ile ilgili davaların takibini yapmakta, Avukatlarımız gerçek ve tüzel kişilere, her türlü vergi uyuşmazlığı ile ilgili hukuki danışmanlık ve avukatlık hizmetleri sunmaktadır.

Bu çerçevede sunulan hizmetlerden bazıları aşağıda sayılmaktadır;

–    Hatalı tarh ve tahakkuk ettirilen vergilerin iptali için dava açılması,
–    Hata Düzeltme yoluna başvurulması,
–    Şikayet yoluna başvurulması
–    Cezalarda indirim talebinde bulunulması
–    Pişmanlık dilekçesi verilmesi
–    Vergi dairesi nezdinde tarh öncesi ve tarh sonrası uzlaşma görüşmelerinin yürütülmesi,
–    Vergi ziyaı ve kaçakçılık cezalarının iptali için idari başvuruların yapılması,
–    Rapor Değerlendirme Komisyonunda (RDK) dinlenilme talebinde bulunulması
–    Takdir komisyonu kararlarına karşı itiraz ve dava takipleri,
–    6183 sayılı kanun kapsamında gönderilen ödeme emirlerinin iptali için dava açılması,
–    Vergi cezalarının / Vergi Ceza İhbarnamelerinin iptali için dava açılması,
–    Ödeme emrine karşı dava açılması
–    Ek tahakkuk kararlarına itiraz edilmesi,
–    Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonu’ndan (GTİP) kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümü.
–    Vergi Usul Kanunun 359 uncu maddesi kapsamında hapis cezası istemine karşı savunma gerçekleştirilmesi

MAVİ KARTLIYA MEMURLUK İMKANSIZ DEĞİL!

MAVİ KARTLIYA MEMURLUK İMKANSIZ DEĞİL!

Doğumla Türk vatandaşı olup, devletimizin ve milletimizin yurtdışındaki menfaatlerini korumak ve yaşadıkları ülkenin belli bir takım haklarından faydalanmak maksadıyla, Türkiye Cumhuriyeti Devleti makamlarının da teşvik ve izinleriyle çifte vatandaşlığın kabul edilmediği ülkelerin vatandaşlığına geçen vatandaşlarımız, Türk vatandaşlığından çıkmak zorunda bırakılmakta, dolayısıyla Mavi Kartlı statüsüne geçmektedirler. Bu kişilerin sonradan dünyaya gelen, Türk vatandaşlığını doğumla kazanamayan, üçüncü dereceye kadar olan altsoyları da aynı şekilde Mavi Kart uygulamasına dahil edilmektedir.

Mavi Kartın amacı, çifte vatandaşlığı kabul etmeyen ülke vatandaşlığına bir takım sebeplerle geçen yurttaşlarımıza, Türk vatandaşlığına eşdeğer bir statü sağlamaktadır.

Almanya ve Avusturya’da yaklaşık 4 Milyona yakın Türk ikamet etmekte, bunların binlercesi o ülkeninde vatandaşlığını alarak her yıl Türkiye’ye yerleşip, dönmektedir.

Bu kadar nitelikli, yabancı dil bilen, eğitimli ve Avrupa’da yaşamış eski Türk vatandaşı, yeni AB vatandaşı, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Türk Milletinin mensubu bu yurttaşlarımızın ülkemize yalnızca özel sektörde değil, her alanda (eğitim, hukuk, sağlık, milli savunma, politika/siyaset/diplomasi, mühendislik, teknik, yönetim, kültür ve anlayış tarzı ve daha nice vs..) ve özellikle kamuda da faydalı olacağı tartışmasız ve kuşkusuzdur.

Türkiye’de Mavi Kartlılara kamu da yalnızca sözleşmeli, işçi veya geçici olarak çalışabilme hakkı tanınmış, ancak asli ve sürekli kamu görevinde bulunabilme hakkının 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28 inci maddesinin 3 üncü fıkrasınca yasaklanmış olması, günümüz gerçeklerine ve hayatın olağan akışına uygun olmayıp, maddi hakikatten uzak ve kabul edilemez mahiyettedir.

NİÇİN MAVİ KARTLILARA TAM ANLAMIYLA KAMU GÖREVLİSİ (ASLİ VE SÜREKLİ MEMUR) OLABİLME HAKKI VERİLMELİ ?

Türkiye’de Türk vatandaşı olmayan bazı yabancı uyruklulara bu hak zaten hali hazırda tanındığı, bazı kimselerin veya politikacıların “Türk vatandaşı olmadan hiç olur mu öyle şey yaa” dediği şey, aşağıda da emsal mahiyette görülebileceği gibi, zaten yıllardır mevcut ve yürürlükte olan bir uygulama olduğu için.

1) Asli ve sürekli bir kamu görevlisi (Memur) olabilme hakkına Türkiye’de yalnızca Türk vatandaşları değil, 2527 sayılı kanun kapsamında Türkiye’de yaşayan yabancı uyruklu (Türk vatandaşı olmayan) Türk soylu belgesine sahip Yunanistan vatandaşları ve Dışişleri Bakanlığının 83/7729 sayılı yönergesi ile kapsam dahilinde belirlediği diğer ülke vatandaşları da sahip olduğu için.

2) 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 5 inci maddesinde: “Bulgaristan’dan Türkiye’ye mecburi göçe zorlanan ve Türkiye’de ikamet eden bu ülke uyruğuna mensup Türk soyundan olan kişilerin Devlet memuriyetine alınmalarında Türk vatandaşı olma şartı aranmaz.” hükmüne yer verilerek, böylece zorunlu göçe tabi tutulan yabancı uyruklu Bulgaristan vatandaşı kişilerin Türk vatandaşı olmadan da Devlet memuru olabilmesine imkan tanındığı için.

3) Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti vatandaşları da Türkiye Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında yapılan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Arasında İki Ülke Vatandaşlarına İlave Kolaylıklar Tanınmasına İlişkin Anlaşma” nedeniyle yabancı uyruklu olarak memur olabilme hakkına sahip olduğu için.

4) Yukarıdaki istisnalara, dördüncü bir istisna olarak doğumla Türk vatandaşı olup daha sonra Mavi Kartlı statüsüne geçen, çifte vatandaşlığın yasak olduğu Almanya ve Avusturya vatandaşı yurttaşlarımız içinde istemek çok mu gerçek dışı bir yaklaşım ?

YURTDIŞINDA ÖRNEKLERİ DE VAR !

Almanya’da Alman vatandaşı olmadan kamuda çalışabilme hakkına da biraz kıyasen örnek vermek gerekirse;

1) Almanya gibi bir Avrupa ülkesinde bile, Alman vatandaşı olmayan, ancak süresiz ikamet iznine sahip bir Türk vatandaşı memur statüsünde Alman devleti adına üniforma giyip Alman polis memuru ve Alman gümrük memuru ve vs. olabildiği ve çalışabildiği için.

2) Almanya’da Alman vatandaşı olmayan diğer AB ülke vatandaşları, memur olabilme hakkına sahip olduğu için

3) Almanya’da Alman vatandaşı olmayan diğer AB ülke vatandaşları, Almanya’nın yerel seçimlerinde dahi o ülkenin vatandaşı olmamasına rağmen oy kullanabilme hakkına bile sahip olduğu için.

4) Niçin bizim ülkemizde de Mavi Kartlılara Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi bu tür veya buna benzer imtiyazlar verilerek, Mavi Kartın uygulama alanı daha da genişletilmesin ?

SONUÇ

HAYATIN, ÜLKEMİZİN, YURT DIŞINDA YAŞAMIŞ/YAŞAYAN VATANDAŞLARIMIZIN SOSYOLOJİK GERÇEKLERİNE VE ÇAĞIN OLAĞAN AKIŞINA UYGUN, ÇİFTE VATANDAŞLIĞIN KABUL EDİLMEDİĞİ ÜLKE VATANDAŞI OLAN MAVİ KARTLILARINDA TÜRKİYE’DE MEMUR OLABİLMESİ İÇİN, MAVİ KARTIN TÜRK VATANDAŞI OLMADAN KAMU GÖREVLİSİ OLMA İSTİSNALARI ARASINA EKLENMESİNİ BİR KEZ DAHA YETKİLİLERE, HÜKÜMETİMİZE VE YÜCE MECLİSİMİZE YİNELİYOR VE TALEP EDİYORUZ.

AŞAĞIDAKİ GİBİ ÖRNEK BİR KANUN DEĞİŞİKLİĞİ BU SORUNU ÇÖZER !

Örnek Kanun değişikliği teklifi;

MADDE 1- 5901 sayılı Kanunun 28 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

(3) Bu madde kapsamında bulunan kişiler, özel kanunlarında aksine hüküm mevcut olsa dahi, kamu kurum ve kuruluşlarında işçi, geçici, sözleşmeli veya bir kadroya dayalı ve kamu hukuku rejimine tabi asli ve sürekli kamu görevlisi olarak çalışabilirler.

Av. C. Erdi SARI

Mavi Kartlı sürelerin borçlanılması

Değerli takipçiler,

bilindiği üzere doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenler ve bunların 3 üncü dereceye kadar olan altsoylarına, Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaları maksadıyla, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28 inci maddesi kapsamında Mavi Kart verilmektedir.

Mavi Kart hamili kişiler, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun 28 inci maddesi kapsamında, Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmaya devam ederler.

Sosyal güvenliğe ilişkin kazanılmış hakları saklı olup, bu hakların kullanımında ilgili kanunlardaki hükümlere tabidirler.

Mavi Kartlılar Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmakla birlikte, esasen Türk vatandaşlığından izin alarak ayrılmış yabancı uyruklu kişilerdir.

Yurt dışında yaşayan, Türkiye’de hiç veya yeterli bir şekilde sigortalı çalışması olmayan bir çok yurttaşımız (Türk vatandaşı ya da Mavi Kartlı) Türkiye Cumhuriyeti tarafından istisnai olarak yurt dışında yaşayan ya da yaşamış Türk vatandaşlarına yönelik çıkarılmış olan 3201 sayılı Yurtdışında Bulunan Türk Vatandaşlarının Yurtdışında Geçen Sürelerinin Sosyal Güvenlikleri Bakımından Değerlendirilmesi Hakkında Kanun kapsamında borçlanma yoluyla yurt dışında çalıştıkları sürelerin karşılığı olan sigorta primlerini satın alarak emekli olmak istemektedirler.

2014 yılına kadar yurt dışı borçlanması yapma hakkı yasal olarak, 3201 sayılı kanunun 1 inci maddesindeki metne istinaden;

MADDE 1 – ESKİ HALİ
“Türk vatandaşlarının on sekiz yaşını doldurduktan sonra Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri hâlinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.

denilerek bu kanundan yararlanabilmek için hem başvuru/talep anında Türk vatandaşı, hem de toplu prim ödemek suretiyle, borçlanmaya esas olan yurt dışında geçirilen ve çalışılan sürelerde de Türk vatandaşlığını muhafaza etmiş olma şartı aranıyordu.

Kanun koyucu 10.09.2014 tarihinde 6552 sayılı kanunla yaptığı değişiklik ile 3201 sayılı yasanın 1 inci maddesi son ve güncel şeklini şu şekilde almıştır;

MADDE 1 – YENİ VE GÜNCEL HALİ
Türk vatandaşları ile doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin on sekiz yaşını doldurduktan sonra Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri ve bu süreleri arasında veya sonunda her birinde bir yıla kadar olan işsizlik süreleri ile yurt dışında ev kadını olarak geçen süreleri, bu Kanunda belirtilen sosyal güvenlik kuruluşlarına prim ödenmemiş olması ve istekleri hâlinde, bu Kanun hükümlerine göre sosyal güvenlikleri bakımından değerlendirilir.” 

Böylece kanun koyucu bu yaptığı değişikle, bu kanundan yararlanabilmek için başvuru/talep anında, Türk vatandaşı olma şartını, Türk vatandaşı ya da doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybetmiş (Mavi Kart sahibi) olmak şeklinde değiştirmiş, ancak toplu prim ödemek suretiyle, borçlanmaya esas olan yurt dışında geçirilen ve çalışılan sürelerde de Türk vatandaşlığını muhafaza etmiş olma şartını kaldırmamıştır.

Her ne kadar bu yasal düzenleme, yurt dışında yıllarca (20-30 yıl) Türk vatandaşı olarak çalışıp, daha sonra Türk vatandaşlığından izinle ayrılıp Mavi Kart alan yurttaşlarımız için olumlu bir yasal değişiklik olup, emeklilik yolunu açmış olsa da, 3201 sayılı kanun güncel haliyle borçlanma yoluyla toplu prim ödemek suretiyle yurt dışındaki geçen süreleri saydırabilmek için, borçlanmaya esas olan yurt dışında geçirilen ve çalışılan sürelerde de Türk vatandaşlığını muhafaza etmiş olma şartını aramaya devam ettiğinden, daha erken yaşlarda Türk vatandaşlığından izinle ayrılıp Mavi Kart alan (Yurtdışında Türk vatandaşı olarak geçirdiği veya çalıştığı yeterli süresi olmayan) ve Türk vatandaşlığını çok kısa bir süre muhafaza etmiş olan kişilerin sorununa halen bir çözüm sunamamaktadır.

Zira 3201 sayılı Kanunun 1 inci maddesindeki madde metninde de görüleceği üzere;

Türk vatandaşı olarak yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri

ibaresi yer aldığından, borçlanmaya esas teşkil eden yurtdışında geçirilen sürelerde Türk vatandaşı olma şartı geçerliliğini korumakta, bu nedenle Mavi Kartlı olarak yurt dışında geçirilen veya çalışılan süreler kabul edilmemektedir.

Şayet kanun koyucunun bu madde metninde ancak;

Türk vatandaşı ya da doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenlerin yurt dışında geçen ve belgelendirilen sigortalılık süreleri

şeklinde bir değişiklik yapması, daha doğrusu doğumla Türk vatandaşı olup da çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybedenleri de metne eklemesi halinde bu sorunun yasal olarak ortadan kalkması mümkün olabilir. Aksi durumda Mavi Kartlıların, Türk vatandaşlığından ayrıldıktan sonra geçirdiği süreleri borçlanması mümkün olamayacaktır.

Av. Erdi Sarı 

MAVİ KART & VATANDAŞLIK

MAVİ KART VE VATANDAŞLIK

Yurt dışında veya Türkiye’de yaşayan bir çok vatandaşımız belli bir takım haklardan yararlanmak maksadıyla yabancı ülkelerin vatandaşlığına geçmek istemektedirler.

Yabancı ülke vatandaşlığına geçen vatandaşlarımızın bir kısmı Türk vatandaşlığından ayrılmak zorunda olmaksızın her iki vatandaşlığa (çifte vatandaşlığa) da sahip olabilir iken, diğer bir kısmı ise ilgili ülkenin Türk vatandaşlığından çıkma şartını öngörmüş olması sebebi ile Türk vatandaşlığından çıkmak zorunda, dolayısıyla yalnızca yabancı ülke vatandaşı kalmak zorunda bırakılmaktadırlar.

Bununla beraber, çifte vatandaşlık hakkı olmasına ve bu durum yabancı ülke vatandaşlığı açısından da yasal olmasına rağmen, bir kısım vatandaşlarımız Türkiye’de askerlik yapma yükümlülüğünden muaf olmak, Türkiye’de yabancı ülke vatandaşlarına öngörülen kontenjan ve kolaylıklardan yararlanmak maksadıyla Türk vatandaşlığından kendi istekleri ile ayrılıp, yalnızca yabancı ülke vatandaşı statüsüne kendi arzularıyla girmektedirler.

Vatandaşlık kişiye hukuki bağı bulunduğu devlet ile arasında belli bir takım hak ve yükümlülükler tanıdığından, vatandaşlarımızın, Türk asıllı (eski Türk vatandaşı) Mavi Kart hamili yurttaşlarımızın, veya soydaşlarımızın hangi vatandaşlığı seçecekleri veya bulunduracakları hususunda, geleceği dönük amaçları, çalışma durumları, yaşadıkları ülke ve ekonomik durumlarına göre, bir tercihte bulunmaları, somut durumları açısından daha faydalı ve yararlı olacaktır.

Doğumla Türk vatandaşı olup, İçişleri Bakanlığından çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığından ayrılan kişilere ve bunların önceden veya sonradan doğan, Türk vatandaşı olmayan, üçüncü dereceye kadar olan alt soylarına 5901 sayılı Türk vatandaşlığı Kanununun 28 inci maddesi kapsamında Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanlığı, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce resmi kimlik belgesi hükmünde, Kimlik Paylaşım Sistemi üzerinden sorgulanabilen, Mavi Kartlılar Kütüğüne dayalı olarak düzenlenen Mavi Kart verilir.

Mavi Kart hamili kişiler, seçme-seçilme, asli ve sürekli kamu görevlisi olabilme (kamu görevlisi olabilme) ve Türk vatandaşlarına münhasır bir takım haklar (Mavi Kartlı süreleri yurtdışı borçlanma, muafen ev eşyası ithal etme vs.) dışında, askerlik yapma yükümlülüğünden de muaf olarak, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde Türk vatandaşlarına tanınan haklardan bir Türk vatandaşı gibi aynen yararlanmaya devam ederler.

Mavi Kart hamili kişiler, hukuken Türk vatandaşlarına tanınan haklardan aynen yararlanmakla birlikte, esasen Türk vatandaşlığından ayrılmış yabancı uyruklu kişiler ve bunların üçüncü dereceye kadar olan alt soylarıdır.

İşte bu nedenlerle, Mavi Kart, Çifte Vatandaşlık veya Türk vatandaşlığı hususunda yerli/yabancı müvekkillerimize, vatandaşlık işlemleri veya vatandaşlık tercihlerinde hukuki danışmanlık hizmeti ve hukuki yardım sağlıyoruz.

VATANDAŞLIK STATÜLERİ

TÜRK VATANDAŞI

Yabancı ülke ikamet izni

ÇİFTE VATANDAŞ
(TÜRK VE YABANCI ÜLKE VATANDAŞI)

 .  

YABANCI ÜLKE VATANDAŞI


Türkiye’de ikamet izni

ya da
Türk asıllı (eski Türk vatandaşı veya alt soyu) ise Mavi Kart

TÜRKİYE’DE ALACAK TAKİBİ

TÜRKİYE’DE ALACAK (İCRA) TAKİBİ

Şirket müşteriniz firmanıza olan fatura borçlarını ödemiyor mu? Büromuz Türkiye’deki alacaklarınızın takibi ve Türk İcra Hukuku’nda tahsili için gerekli olan yöntem ve teknik bilgilere sahip olup, bu tür alacakların Türkiye’de tahsili konusunda Almanya, Avusturya, İsviçre, Lihtenştayn, Lüksemburg, Belçika veya Hollanda yaşayan yerli/yabancı gerçek veya tüzel kişi müvekkillere de hizmet vermektedir.

Borçlunuzun borcunu ödemediği durumlar için tavsiyeler:

  • Müşterinizi arayarak ödemenin neden gerçekleşmediğini sorun;
  • Ardı ardına ödeme ihtarı göndermeniz ticari ilişkinizi zedeleyebilir;
  • Tüm detayları ve faturaları içeren anlaşılabilir sadece bir ihtarname gönderin;
  • Hatırlatma veya ihtarnamenizde müşterinize  7-15 gün süre tanıyın;
  • Sözlü anlaşmaların yaygın olduğunu unutmayın;
  • Görüşme ve anlaşmaların iyi anlaşıldığından ve sonrasında yazıya dökülüp imzalandığından emin olun;
  • Borçlunuzun size anlattığı hikayelere fazlasıyla kanıp hukuki olarak harekete geçmeyi fazla geciktirmeyin.

Türkiye Özelinde Alacak Takip Prosedürleri

Türkiye’de yapılacak olan alacak takiplerinde iki farklı aşamada hizmet veriyoruz. İlk aşama olarak borcunuzun tahsili için yasal yollara başvurmadan çabalıyoruz. Bu yolla alacağınızın tahsil edilemeyeceği anlaşıldığında ikinci yol olan mahkeme yoluna başvuruyoruz. Bir avukatlık bürosu olarak iki aşamada da sizlere hizmet sunuyoruz.

1. Türk Cebri İcra Yoluna Başvurmadan

 

Prensip olarak tüm alacak takiplerine bu yol ile başlıyoruz. Bu yol ile borcun sulh yolu ile tahsil edilip edilemeyeceğini görürken, diğer yandan ortaya çıkacak muhtemel mahkeme masraflarını önleme amacı güdüyoruz. Türkiye’de bulunan müşteriniz ile irtibata geçiyor ve ödeme yapması gerektiğini kendisine bildiriyoruz. Bu aşamada gerçekleştirdiğimiz işlemler:

  • İhtarname ve telefon görüşmeleri: Borçlunuza ihtarname gönderdikten sonra telefon ile kendileriyle irtibata geçiyor ve bir kaç gün için süre verip faiz ve masrafları ile birlikte ödemenin yapılması için talepte bulunuyoruz.
  • Ödeme planı üzerinde anlaşılması: Türk avukatlarımız ülkelerinin ticari teamülleri ve kanunları hakkındaki bilgilerini kullanarak borçlunuzu ödeme planı üzerinde anlaşmaya ikna edebilirler. Bu uzlaşma yöntemi borçlunuzu ödeme yapmaya ikna etmek için etkili bir yöntemdir ve yasal yollara başvurulması gerektiği taktirde borçlunuzun aleyhine kanıt teşkil eder.
  • Ödeme yapılmadığı taktirde yasal yola başvurulacağı ihtarı: Avukatlarımız aracılığıyla en kısa zamanda yasal yollara başvurulacağının karşı tarafa bildirilmesi de borçlunuzu ödeme yapması için baskı altına alan etkili bir yöntemdir.

2. Türk Cebri İcra Yoluna Başvurarak

 

Şayet borçlunuzun ilk aşamadaki tüm çabalarımıza rağmen ödemeye hala yanaşmaması durumunda, sizinde onayınız aldıktan sonra, ilgili konuyu mahkemeye taşıyoruz. Elbette bu aşamaya geçmeden önce tarafınızı ilgili masraf ve ücretler hakkında önceden bilgilendiriyor ve onayınızı almadan işleme geçmiyoruz. Türkiye’de başlatılabilecek olan muhtemel yasal yollar:

  • İcra takibi: Alacaklı olarak borçlunuza karşı ilamsız icra takibini yetkili icra dairesi nezdinde başlatabilirsiniz. İcra memuru talebiniz üzerine bir ödeme emri düzenler ve borçlunuzun adresine tebligat çıkarır. Tebligatın borçluya ulaşmasından itibaren, borçlunun borca itiraz etmesi için 7 günlük bir süre vardır. Bu süre zarfı içerisinde borca itiraz edildiği taktirde, icra takibi durur. İtirazın iptali için ilgili icra mahkemesine alacaklı tarafından başvurulması zorunlu hale gelir. Şayet borçlu süresi içinde borca itiraz etmez ise icra takibi kesinleşir ve borçlu hakkında malvarlığı araştırması yapılabilir, bulunan malvarlıklarına haciz konulabilir. Borçlunun üçüncü kişilerden alacaklarına haciz koyulabilmesi de mümkündür.
  • Alacak davası: Talebinizin ya da taraflar arasındaki uyuşmazlığın durumuna göre yetkili mahkemede borçluya karşı alacak davası açabilirsiniz. Alacak davası açtığınız taktirde alacağınızın ispat yükü sizdedir. Türkiye’de uyuşmazlığın derinliğine göre alacak davaları bir hayli uzun sürebilir. Lehinize çıkan kararla birlikte ilamlı icra yolu ile alacağınızı tahsil edebilme yolu açılır.

Avukatlık Büromuz Türkiye’de tahsil edilmesi gereken alacaklarla ilgili olarak Almanya, Avusturya, İsviçre, Lihtenştayn, Lüksemburg, Belçika veya Hollanda ikamet eden yerli/yabancı gerçek veya tüzel kişi müvekkillerimize hizmet vermektedir.

Almanya’daki büromuza hafta içi her gün mesai saatleri arasında ulaşabilirsiniz.

Nerede soydaşımız, yurttaşımız ve insanımız var ise, biz oradayız

SARI & PARTNERS

İletişim ve adres bilgileri için tıklayın.

ALMANYA’DA ALACAK TAKİBİ

ALMANYA’DA ALACAK (İCRA) TAKİBİ

Almanya’daki müşteriniz borcunu ödemiyor mu? Çoğu zaman borçlunun ilk ihtarnameye verdiği reaksiyona bağlı olarak konunun mahkemeye taşınıp taşınmayacağı hususu kendisini belli eder. Alman hukuk sistemi taraflar arasında bir sözleşme olup olmadığına odaklandığından, iddianızın mahkemede ispatı için ticari işleme konu olan tüm bilgi ve belgeleri düzenli tutmanız gerekmektedir. Almanya’da yerleşik avukatlarımız alacağınızın tahsilini gerçekleştirebilecek bilgi ve birikime sahiptirler. Almanya’daki alacaklarınızı kararlı ve efektif bir şekilde borçlunuzun üstüne gidip tahsil edebiliriz.

Borçlunuzun borcunu ödemediği durumlar için tavsiyeler:

  • Borcunu gününde ödemeyen borçlunuza vakit kaybetmeden ihtarname gönderin.
  • Borcun vadesi için belirli bir gün ve süre belirtmeyi unutmayın.
  • Almanya’da ortalama vade süresi 14 gündür.
  • Şayet gecikme faizi hususlarında anlaştıysanız ihtarnamenizde ayrıca belirtmeyi unutmayınız.
  • İhtarnamenize ödeme yapılmadığı taktirde masrafları onlara ait olmak üzere alacak tahsilatı için avukatınıza başvuracağınız uyarısını da ekleyiniz.
  • Aranızdaki anlaşmaların yazılı halde olmasına dikkat ediniz.
  • Tüm yazışmalarınızı kaydedip, arşivleyiniz.

Dürüstlüğe ve samimiyete dayalı danışmanlık biçimi

Sizlere alacağınızın tahsil edilebilirlik şansı hakkında her zaman dürüst ve samimi danışmanlık sağlarız. Sizin çıkarlarınızı ilk derecede gözetir, sizin tercih ve önceliklerinize uygun olan en iyi opsiyonları ve tahsilat yollarını baz alarak hizmet sunar ve bunu kuruluşumuzun temel değerleri olan dürüstlük ve adalet anlayışı çerçevesinde yaparız.

Almanya Özelinde Alacak Takip Prosedürleri

Almanya’da yapılacak olan alacak takiplerinde iki farklı aşamada hizmet veriyoruz. İlk aşamada gereksiz mahkeme masraflarına sebebiyet vermemek adına borcunuzun tahsili için yasal yollara başvurmadan çabalıyoruz. Bu yolla alacağınızın tahsil edilemeyeceği anlaşıldığında ikinci yol olan mahkeme yoluna başvuruyoruz. Bir avukatlık bürosu olarak iki aşamada da sizlere hizmet sunuyoruz.

1. Alman Cebri İcra Yoluna Başvurmadan

Prensip olarak tüm alacak takiplerine bu yol ile başlıyoruz. Bu yol ile borcun sulh yolu ile tahsil edilip edilemeyeceğini görürken, diğer yandan ortaya çıkacak muhtemel mahkeme masraflarını önleme amacı güdüyoruz. Almanya’daki müşteriniz ile irtibata geçiyor ve ödeme yapması gerektiğini kendisine bildiriyoruz. Bu aşamada gerçekleştirdiğimiz işlemler:

  • İhtarname ve telefon görüşmeleri: Borçlunuza ihtarname gönderdikten sonra telefon ile kendileriyle irtibata geçiyor ve bir kaç gün için süre verip faiz ve masrafları ile birlikte ödemenin yapılması için talepte bulunuyoruz.
  • Ödeme yapılmadığı taktirde yasal yola başvurulacağı ihtarı: Genelde ödeme yapmaya yanaşmayan borçlunuza en kısa zamanda mahkeme yoluna başvurulacağını ihtar ederek bu yol ile borçlunuzu ödeme yapması için zorluyoruz. Bu yol ile alacağınızın sürüncemede bırakılmasını engellemeye çalışıyoruz.

2. Alman Cebri İcra Yoluna Başvurarak

Şayet borçlunuzun ilk aşamadaki tüm çabalarımıza rağmen ödemeye hala yanaşmaması durumunda, sizinde onayınız alındıktan sonra, ilgili konuyu mahkemeye taşıyoruz. Elbette bu aşamaya geçmeden önce tarafınızı ilgili masraf ve ücretler hakkında önceden bilgilendiriyor ve onayınızı almadan işleme geçmiyoruz. Almanya’da başlatılabilecek olan muhtemel yasal yollar:

  • “Mahnverfahren”: Mahnverfahren kısaca çekişmesiz konuların karara bağlandığı hızlandırılmış prosedür (dava şekli) olarak tanımlanabilir. Bu yol ile çok kısa bir zaman zarfında borcun ve dava masraflarının ödenmesini içeren icra emrini alabilirsiniz. Borçlunuzun bu emre karşı itiraz edebilmesi için bir kaç haftalık bir süresi olmakla birlikte, herhangi bir itirazda bulunulmadığı taktirde, karar kesinleşir ve gerektiği taktirde icraya geçilebilmesinin önü açılır. İcra aşamasında borçlunuzun banka hesabi dondurulabilir.

 

  • Alacak Davası: Şayet alacak konusu çekişmeli ise genel alacak davası açarak konuyu mahkemeye taşımak daha uygun olacaktır. Alacak davası açıldığı taktirde iki tarafta iddiasını ispat ile mükellef olduğundan ispata yarar belgeleri mahkemeye sunmak zorundadırlar. Bir ya da bir kaç duruşma sonrasında genelde mahkeme uyuşmazlık hakkında kararını vermektedir. Karar lehinize gelmesine rağmen borçlunuz ödemeye yanaşmadığı taktirde ise icra yolu ile karar infaz edilerek borçlu ödemeye yapmaya zorlanabilir. En yaygın yaptırımlardan biri ise borçlunun banka hesaplarının dondurulması olacaktır. Mahkemeye başvurmadan önce karşı taraf ile anlaşmakta pratikte mümkün olan opsiyonlardan birisidir.

 

  • Avrupa Ödeme Emri: Konunun çekişmesiz olduğu durumlarda, iki tarafında Avrupa Birliği içersinde ikametgahının olması şartıyla bu yola başvurmak mümkündür. Dosyanız ile ilgilenen avukatımız dosyanın durumuna göre hangi yolun daha makul olduğu konusunda size tavsiyede bulunacaktır. Avrupa ödeme emri için alacaklının klasik formu doldurması ve yetkili mahkemeye sunması gerekmektedir. Formun sunulmasından itibaren borçlu 30 gün içerisinde itiraz etme hakkına sahiptir. Süresi içerisinde borçlu tarafından mahkemeye herhangi bir itiraz sunulmadığı taktirde, mahkemeden ödeme emrinin kesinleştirilmesi ve infazı istenebilir. Bu karar her üye ülkede uygulanabilir bir karardır. Fakat bu yol çekişmeli konular için tavsiye edilmez. Bu yolun tek avantajı hızlı ve daha az masraflı bir yol olması olup, şayet itiraz ile çekişmeli hale geldiği taktirde alacak davası açılması gerekir.

Avukatlık Büromuz Almanya’da tahsil edilmesi gereken alacaklarla ilgili olarak gerçek veya tüzel kişi müvekkillerimize hizmet vermektedir.

Büromuza hafta içi her gün mesai saatleri arasında ulaşabilirsiniz.

MAVİ KART ARTIK BANKALARDA TEK BAŞINA GEÇERLİ KİMLİK BELGESİ

MAVİ KART ARTIK BANKALARDA DA GEÇERLİ BİR KİMLİK BELGESİ

MASAK YAPILAN YOĞUN ŞİKAYETLERİ DİKKATE ALARAK, YURTDIŞI TÜRKLER VE AKRABA TOPLULUKLARI BAŞKANLIĞININ DA BÜYÜK ÇABALARI İLE, MAVİ KARTA İLİŞKİN GÖRÜŞÜNÜ SONUNDA DEĞİŞTİRDİ.

Bu zamana kadar uygulamada doğumla Türk vatandaşı olup çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığından ayrılan ve bunların 3 üncü dereceye kadar olan alt soyları için Türk vatandaşlığı kanunun 28 inci maddesi kapsamında Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünce verilen ve resmi kurum ve kuruluşlarda tek başına kimlik belgesi hükmünde olan Mavi Kart, Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulunun iç mevzuatı ve talimatları doğrultusunda bankalarda tek başına kimlik belgesi olarak kabul edilmiyor, bu nedenle Bankalar bu kişilerden  MASAK’ın mevzuatı ve direktifleri doğrultusunda bankacılık işlemlerinde ek olarak yabancı ülke pasaportu veya kimlik kartı ibraz etmesi gerektiğini belirtiyordu.

13.10.2017 tarihinden itibaren, uygulamadaki bu çelişki giderilerek, Mavi Kartın bankalarda da tek başına geçerli resmi bir kimlik belgesi olduğu MASAK tarafından tereddüde yer verilmeyecek şekilde açıklığa ve yasal zemine kavuşturulmuş oldu.

MASAK’ın sitesinde Sıkça Sorulan Sorular kısmının 28ç ve 88 inci hanelerinde artık Mavi Kartın tek başına kimlik belgesi olarak kabul edildiği açıklanmıştır.

MASAK resmi internet sayfasının Sıkça Sorulan Sorular kısmının 28. hanesinin ç bendinde ve 88 inci hanede yaptığı açıklamalarda;

13.10.2017 tarihinden sonraki uygulama:

Daha önce mavi kartlar kimlik tespitinde kullanılabilecek belgeler arasında sayılmamışken,

“29/5/2009 tarihli ve 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanununun “Çıkma izni almak suretiyle Türk vatandaşlığını kaybeden kişilere tanınan haklar” başlıklı 28 inci maddesi kapsamında bulunan kişiler için söz konusu maddenin altıncı fıkrası uyarınca düzenlenen Mavi Kartların, İçişleri Bakanlığı Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü Kimlik Paylaşımı Sistemi Mavi Kartlılar Kütüğünden sorgulanarak bilgilerin doğrulanması suretiyle, kimlik bilgilerinin teyidi bakımından geçerli belge olarak kullanılabilmesi” hususu Bakanlık Makamının 13.10.2017 tarihli ve 23887 sayılı onayları ile uygun bulunmuştur.

diyerek, bankacılık İşlemlerinde tek başına kimlik belgesi olarak kullanılıp kullanılmayacağı değişikliğin yapıldığı 13.10.2017 tarihine kadar tereddütlü olan Mavi Kart ile ilgili tartışmalara son noktayı koymuştur.

Bu değişikliğe ilişkin benzer bir açıklamada Yurtdışı Türkler ve Akraba Toplulukları Başkanlığınca resmi internet sayfası üzerinden duyurulmuştur.

Kaynak: http://masak.gov.tr/userfiles/file/sss.htm

Kaynak: https://www.ytb.gov.tr/haber_detay.php?detay=5438